© 2006 Alancuma   -   web tasarım: k@di®ing

ALANCUMA KÖYÜ
Google
Web Alancuma
. .

(Kafkas Vakfı)

Şeyh Şamil (1797 - 1871)

Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed'dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah'ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya'da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani'den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi'den ders aldı. İmam Hamzat'ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii'nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834'de Aşilta'da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi. 25 Ağustos 1859'da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869'a dek Kaluga'da ikamet etti. 1870'te İstanbul üzerinden Hicaz'a geçti. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil'in ruh ikliminde Molla Cemaleddin'in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.

Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı. Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh'a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838'de Ahulgoh'u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh'ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan'a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam'ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam'ın Rus Çarı'na meydan okuyan mektupları ünlüdür.

Muhammed Tahir'in vesikaları Şamil'in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil'in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir'in 1882'de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü. Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san'at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871'de yetmiş dört yaşında Medine'de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi.

 

Bir yabancının gözüyle İmam Şamil

(Martin Brand)

 

1832 yılında Ruslar Gimri'ye saldırdılar. Bu saldırıda Gazi Molla şehid düştü. Zaten koskoca aulda iki kişiden başka hiç kimse bu saldırıdan kurtulamadı. Bu iki erkekten birisi, aynı zamanda Gazi Molla'nın da yardımcısı ve ikisene sonra imam o olacak olan Şamil adında genç bir adamdı.

Bir Rus subayı, bu saldırıyı şöyle anlatıyor: "Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlığında Şamil, bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz, kılıcını Şamil'in göğsünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil'in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Göğsünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyeceği bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu.Hepimiz çok şaşırmıştık."

Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi ve Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya'yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu. Şamil, kendisinden önce hiçbir kimsenin yapamadığı bir şey yapmıştı: Çeçen ve Dağıstan halklarını birleştirerek bir imamlık kurup, bir despot gibi hüküm sürdü.

Özellikle Kafkas dağlarının korumasından pek faydalanamayan bazı halklar ona tabi olmakta tereddüt ediyorlardı. Bu kabilelere karşı her türlü imkanlarla mücadele etti.

F. Nansen'in kitabından uzunca bir alıntı bu konu hakkında daha iyi fikir veriyor:

"Şamil'in karakteri, tarzı ve insanlara karşı tavırları şu olayda kendini net bir şekilde gösteriyor: Şamil, Dağıstan'daki savaşlar esnasında Çeçenistan'ı fazla koruyamamıştı. Dağlarda ve düzlüklerde yaşayan Çeçenler Rus baskınlardan her zamankinden daha fazla zarar görüyorlardı. Bu çaresizlik içinde Şamil'in Dargo'daki karargahına dört elçi göndermişlerdi. İstekleri ise, ya onları daha iyi koruması, yada Ruslarla barış antlaşması için izin vermesi idi. Fakat bu dört elçi bu teklifi fanatik imamın kendisine söylemeye cesaret edemiyorlardı, çünkü bu hareket, hayatlarına mal olabilirdi. Şamil'in annesine gidip ondan isteklerini Şamil'e bildirmesini istediler. Şamil, annesine karşı çok şefkatli idi ve onu çok seviyordu. Fakat bu sevgi bile onun bu konudaki sertliğinden bir şey eksiltmedi. Gelen elçilerin öldürülmesi, yada gözlerinin oyulması, yada ellerinin veya başka bir uzuvlarının kesilmesi - ki bu tür cezaları daha önce vermişti - gibi kötü sonuçlar getirebileceğini düşünüyordu. Halkına, Çeçenlerin bu isteklerini bildirdi. Ve Peygamber, emrini bizzat kendisine bildireceği vakte kadar oruç ve ibadet ederek inzivaya çekileceğini duyurdu. Ve mescide girip arkasından kapıyı kapattı. Şeyhin müridleri ise zikirlerini mescidin önünde yapıp, ibadetlerini şeyhin ibadetleriyle birleştiriyorlardı. Üç gün üç gece boyunca kapılar açılmadı. Dışarıdakiler oruç ve zikirden bitap düşmüşlerdi ve büyük bir heyecanla şeyhin çıkmasını bekliyorlardı. Nihayet kapı açıldı ve Şeyh gözüktü. Yüzü bembeyaz olmuştu ve gözleri kan çanağına dönüşmüştü. İki mollayla beraber mescidin damına çıktı ve annesini yanına getirmelerini emretti. "Çardra" denilen beyaz örtüsüne bürünmüş bir vaziyette mollalar annesini getirdiler. Ağır adımlarla şeyhin yanına vardı. Şamil ona hiçbir şey söylemeden dakikalarca baktı. Sonra gözlerini göğe çevirip her taraftan duyulan bir sesle: "Ey büyük Peygamber! Senin emirlerin kutsaldır. Senin adil kararın herkese bir uyarı olsun."Sonra halka dönüp: "Sözünden dönen Çeçenler, Ruslara boyun eğsinler. Onlara utanç olarak elçi göndermiş olmaları yeter. Bana söylemekten korktular ve güçsüz annemi alet ettiler. Ve görün işte! Sizin ibadetlerinizle birlikte üç gün boyunca bende ibadet ettim ve oruç tuttum. Ve benim bu münasebetsiz soruma olan cevap bizzat Peygamber tarafından geldi ve beni bir yıldırım gibi çarptı: Çünkü Allah'ın isteğidir ki, bana Çeçenlerin isteğini ilk açıklayan kişi, 100 kırbaç cezasına çarptırılacaktır. Ve bunu bana ilk söyleyen - annemdi!" Şamil'in işaretiyle zavallı yaşlı kadının üzerinden çardrasını yırttılar ve kırbaçla ona vurmaya başladılar. Korku ve hayranlık dolu bir uğultu koptu halk arasında. Beşinci darbeden sonra kadıncağız bayıldı. Şamil bile acıdan kendinden geçmiş bir vaziyette annesinin ayaklarına düştü. Bu sahne çok etkileyici idi ve bunu görenler ağlayarak annesi için af diliyorlardı. Birkaç saniye sonra Şamil ayağı kalktı. Yüzünde biraz önceki duygusallıktan eser kalmamıştı. Bir defa daha gözlerini semaya çevirip kabir ciddiyetiyle şöyle dedi:"La İlahe İllallah, Muhammedurrasulullah! Ey Cennet Ehli! Benim yalvarmalarım duyuldu ve bu cezanın geri kalan kısmını çekme isteğim kabul edildi. Ben bu kabulü büyük bir neşeyle karşılıyorum ve bunu, bana verilmiş en büyük bir hediye olarak kabul ediyorum! Allah'a sonsuz hamd olsun ki, imtihanı başarıyla kazandım."Gülümseyen dudaklarla üzerindeki kızıl cübbesini çıkarıp sırtını açtı ve iki müridine ağır Nogay kırbaçlarını verdi ve şöyle buyurdu: "Peygamberin emrinde gevşek davranıp hafif vuranı bizzat kendi ellerimle öldüreceğim! "Hiçbir tepki vermeden 95 kırbaç darbesini karşıladı ve yine hiç bir şey olmamış gibi cübbesini giyip, şok olmuş kalabalığa dönerek: "Annemin acı çekmesine sebep olan o lanetli köpekler neredeler?" Zavallılar elçiler, sürüklene sürüklene getirilip ayaklarına serildiler. Başlarına gelecekler, yani İmam'ın onları öldüreceğinden hiç kimsenin şüphesi kalmamıştı artık. Fakat beklenilenin aksine, Şeyh onları kaldırıp: "Artık yurtlarınıza dönün ve oradakilere cevap olarak burada şahit olduklarınızı anlatın." dedi.

Bu olayda karşımıza çıkan, sadece iyi bir oyuncu olan Şamil değil, o aynı zamanda kitleleri harekete geçirebilen bir karakterdi. Bu mükemmel derecede tasarlanmış oyun, hemen inanan dağlı haklar arasında derin bir etki uyandırması gerekiyordu. (Nansen, bu çok şahitli olayı tasarlanmış bir tezgah olduğunu düşünüyor. Çevirmenin notu)."

Nansen'in kitabından alıntı burada bitiyor. Şamil, iktidarının en yüksek olduğu 1849 yılında 20,000 askeri vardı. Onun karşısındaki Rus asker sayısı ise 280,000 idi. Bu orantısızlığa rağmen Şamil, Rus ordusu karşısında çok parlak zaferle kazanmıştı ve Rus askerlerinden on binlercesini öldürmüştü. Kısa bir zaman için Vladikafkas ve Gürcistan'ın başkenti Tiflis şehirleri arasındaki Ruslar için çok önemli bağlantı yolunu da ele geçirmişti. Hatta Tiflis'e şaşırtma bir saldırı bile yapabilmişti. Rusya'nın Kafkasya'da nasıl bir direnişle karşılaştığını şu gerçek daha iyi gösteriyor: Rusya bazen bütün bütçesinin altıda birini sadece bu savaş için harcıyordu. Paris barışı, aynı vakitlerde devam eden ve bir çok Rus ordusunu da bağlayan Kırım savaşını bitirmişti. Yine aynı vakitte, yani 1856 yılında Prens Baryatinski, Kafkaya'daki ordularının başına geçmişti. Prens Baryatinski, Çeçenler'e karşı dağlarda hiçbir şansı olmadığını biliyordu ve böylece onlarla açık arazilerde savaşabilmek için dev kayın ormanlarını yok etmek amacıyla 100,000 kişilik bir ordu hazırladı. 1859 yılında Şamil, Gunib Aulu'nda kıstırılmış ve teslim olmaya zorlanmıştı. Ailesiyle birlikte kuzeye götürüldü ve Moskova'da Çar 2. Aleksander tarafından büyük bir hayranlıkla ve iltifatlarla karşılandı. Bir yemek esnasında Şamil'i seyreden Çar, herkesin duyabileceği bir sesle:"Korkarım İmam bu gidişle bizi de yiyecek!" dedi. Şamil pek oralı olmadan şöyle cevap verdi: "Hiç korkmayın, sizi yemeyeceğim, çünkü dinimizde domuz eti yemek yasaktır."

Şamil oradan Moskova'nın güney batısına, Kaluga'ya götürüldü. Orda Rus devletinin himayesi altında üç hanımı ve çocuklarıyla birlikte kalmaya başladı. Rus izniyle 1870 yılında Mekke'ye göç etti. 1874 yılında, o çok sevdiği Peygamberini ziyareti esnasında Medine'de vefat etti. Kabri, Cennet-ül Baki denilen Medine'deki mezarlıktadır.

 

 

FORUM

RADYO

CHAT

SİTE HARİTASI

KÜNYE